Son Dakika Gelişmeleri

Nedir, ne değildir köprü gelirini kırmak gerçekte kamu borcu mudur?

Nedir, ne değildir sorusu iki köprü gelirinin peşin paraya çevrilmesiyle yeniden açıldı. Görünen yüz satış gibi duruyor. Asıl işlem ise yarınki kamu tahsilatını bugüne çekmektir. Bu yazı o farkı, tarihi ve maliyet hesabını merakta bırakmadan kuruyor.

Nedir, ne değildir meselesi Boğaziçi üzerindeki iki köprünün beklenen gelirlerinin kırdırılarak dış kaynak aranmasıyla yeniden açıldı. İktidar bunu finansman yöntemi sayıyor. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) içindeki butlanın ardından sosyal demokrat hat Yeni Parti (YP) çatısında toplanınca model satış gibi okundu. Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), Adalet Partisi (AP), Anavatan Partisi (ANAP) ve Halkçı Parti (HP) bu tarihin sahneleridir. Tartışma köprüden çıkıp mülkiyete, borca ve tarih korkusuna evrildi.

Yazı görünüş ile özü, 1983 yılındaki köprü kavgasını, Osmanlı’dan kalan borç refleksini ve alınacak mali tedbirleri sırayla işleyecek. Bu ayrımı görmeden hüküm vermek usulü esasın önüne koymak olur.

Görünen satış ile asıl borçlanma farkı

Köprüyü satmak ile köprü gelirini bugüne çekmek aynı kapıya çıkmaz. Satışta mülkiyet el değiştirir. İşletme hakkı uzun yıllar karşı tarafa geçer. Kamunun o varlıktaki tasarrufu incelir. Gelir kırdırmada varlık kâğıt üzerinde kamuda kalır. Gelecekteki gişe ve geçiş tahsilatı iskonto edilerek peşin nakde döner. Peşin nakit bugünün bütçe deliğini kapatır.

Tabeladaki duruşu asıl ile görünüş ayrımı olmadan okuyan herkes ya ihanet der ya da mucize sanır. Bu işlem ihanet midir? Anayasa’daki egemenlik devri gibi bir teslimiyet kendiliğinden doğmaz. Mucize midir? Yarınki kamu geliri bugünden ipoteklenmiştir. İpotek her vergi kalemi gibi köprü hasılatını da geri ödeme taahhüdüne bağlar. Bağlanan hasılat bütçenin esnekliğini düşürür.

Daralan alanda nedir, ne değildir sorusu teknik bir muhasebe cümlesi olmaktan çıkar. Soru siyasete döner. YP hattı bunu satılan kamu malı gibi çerçeveler. AKP ise köprüyü elde tutarak nakit yaratmak diye çerçeveler. İki çerçeve de eksiktir. Eksik olan yer iskonto oranıdır. İskonto yüksekse devlet yarınki gelirini ucuza teslim eder.

Makul tahvil ile imtiyaz kiralama birbirine karıştırılmamalıdır. Burada gerçek mahiyet imtiyaz süresinde gizlenir. İşletme hakkı 20 yıl değil 30 yıl, hatta daha uzun bağlanırsa kapitülasyon kokusu artar. Koku İstiklal Savaşı’nın bilinçaltındaki korkuyu uyandırır. Korku haklı bir tarih refleksidir. Refleks tek başına maliyet hesabının yerini tutmaz.

Hesap tutulmazsa nedir, ne değildir kavgası her 10 yılda bir aynı stüdyoda yeniden açılır. 2012 yılında benzer bir model, teklif yetersiz bulunarak durdurulmuştu. 2026 yılında aynı kalıp yeniden ısındırıldı. Isınan kalıp yöntemin kendiliğinden kötü olduğu anlamına gelmez. Isınan kalıp yöntemin kamufle edilerek anlatıldığını gösterir.

Tarihin tekrar eden finansman refleksi

1968 yılındaki Avrupa rüzgârı Türkiye’de sosyalist dili güçlendirdi. Bülent Ecevit bu rüzgârla CHP’yi iki kez iktidara taşıdı. Aynı yıllarda ülkücü hat da örgütlendi. Polis, öğretmen, işçi ve neredeyse her resmi kurum sağcı solcu diye yarıldı. 1970’lerin sonunda şehir şiddeti gündelik hayat oldu. Ecevit’in fiyat narhına yaslanan devletçi çizgisi 1979 yılında ekonomiyi krize soktu. Günde 4 saat elektrik kesildi, benzin karneyle verildi, her malın bir resmi bir de karaborsa fiyatı oluştu.

Krizin içinden öz ile usul çatışması doğdu. Ara seçim kaybının ardından Süleyman Demirel başbakan oldu. Turgut Özal ekonominin başına getirildi. 24 Ocak 1980 kararları mali yangını durdurdu. Yangın durdu ama ülke kaynamaya devam etti. TBMM cumhurbaşkanını seçemedi. Yüzlerce fabrika grevdeydi. İdeolojik yarılma TSK içine de sızdı. 12 Eylül 1980 günü yönetim el değiştirdi. Meclis ve partiler kapatıldı.

Kapatılan siyaset 6 Kasım 1983 seçiminde yeni isimlerle döndü. Bu dönüşte nedir, ne değildir kavgası köprü üzerinden yapıldı. AP çizgisinin yerine ANAP yüzde 45 oy aldı. Ecevit’in CHP’si yerine HP yüzde 30 ile ana muhalefet oldu. 22 Ekim 1983 gününe yakın Özal ile Necdet Calp köprüyü satarım, sattırmam diye karşı karşıya geldi. Özal köprüyü elden çıkarmak değil, gelirini teminat göstererek 3 yıl vadeli senetle peşin nakit almak istiyordu.

Dış kaynağın maliyeti ve uzun vade hesabı

Osmanlı iktisadı halkın değil, devletin ihtiyacını öne alan bir iç yüz taşırdı. Dış borç alışkanlığı üç kıtaya yayılmış bir imparatorluğu emperyalist devletlerin şamar oğlanına çevirdi. Düyunu Umumiye ve kapitülasyon hafızası Cumhuriyet’in bilinçaltına işledi. Bu yüzden köprü ve otoyol işletmesini uzun süre kiraya verip dış kaynak almak birçok cumhuriyetçi kulakta teslimiyet gibi çınlar. Çınlama duygusal mıdır? Köksüz değildir.

Köksüz olmayan duygu işlemi otomatik ihanet yapmaz. İşlem nedir, ne değildir terazisinde kamufle edilmiş bir dış borçlanmadır. Kamu borçlandığında bütün vergi ve köprü gelirleri geri ödemeye bağlanır. Bu bakımdan teknik fark küçüktür. Büyük fark maliyettedir. Maliyet faizde, kur riskinde, vade uyumsuzluğunda ve alınan paranın gittiği yerde aranır.

Alınan para cari açığı kapatmak için tüketilirse sektörler kısa nefes alır. Sonra daha ağır yükle uyanır. Ulaşım ve inşaat zinciri ilk anda ihale görür. Görünür hareket istihdam yaratır. Yaratılan istihdam dövizle servis edilecek borcun altında kalırsa net fayda eksiye döner. Eksiye dönüş lojistik maliyetini, geçiş ücretini ve üretici enflasyonunu aynı anda şişirir.

Haneye giren zam uzman dilinde şunu söyler. Kamu finansmanında nedir, ne değildir ayrımı yapılmazsa götürü getirisini geçer. Getiri ancak borçlanan tutarın üretken yatırıma, ihracat kapasitesine veya enerji tasarrufuna gitmesiyle doğar. Gitmezse işlem bir yıl idare, 10 yıl yük olur. 10 yıllık yük bir sonraki seçimden önce olmasa da bir sonraki krizde patlar.

Patlamayı önleyecek tedbir afişe yazılmaz, sözleşmeye yazılır. Yazılacak ilk şey iskonto oranının alternatif hazine faizleriyle açıkça kıyaslanmasıdır. İkinci şey tahsilatın hangi köprüden, hangi yılda, hangi kur varsayımıyla düşüleceğinin yayımlanmasıdır. Üçüncü şey gelen dövizin tüketim değil, yatırım hesabına yatırılmasıdır. Üçü olmadan model kamuflajlı borç olmaktan çıkmaz.

Çıkmayan modelde kamufle edilmiş biçim her muhalefet kuşatmasını da besler. Kuşatma devletleştirme vaadini büyütür. Vaadin kendisi de ayrı bir hesaptır. Devletleştirme tazminatsız olursa hukuk ve kredi notu sarsılır. Tazminatlı olursa yeni bir borç doğar. Yeni borç bugünkü kırdırmanın yarınki faturasıdır.

Usul değil, öz konuşulmalıdır

Ekonomide esas usulden önce gelir. Bu cümle özün usule üstünlüğü demektir. Usul işlemin satış mı, kira mı, tahvil mi diye adlandırılmasıdır. Esas milletin yarın ödeyeceği toplam bedel ve bu bedelin ürettiği iştir. Bedel yüksek, iş cılızsa adın güzelliği fayda etmez. Fatura görülmeden slogan atmak 1979 yılındaki narh kolaycılığına benzer.

Fayda etmeyen ad tartışması milleti 1983 yılındaki stüdyoya kilitler. Kilitlenen stüdyoda biri satarım der, öteki sattırmam der. Derken köprü yerinde durur. Borç büyür. Büyüyen borç bir sonraki neslin geçiş ücretine ve vergisine biner.

Somut olanı görmek için yapılacak iş basittir. İşlemin nakit akış tablosu yayımlanır. Alternatif borçlanma maliyeti yanına konur. Gelen kaynağın yatırım kalemleri tek tek izlenir. İzlenirse toplum nedir, ne değildir sorusuna kendisi cevap verir. Cevap verilmezse her köprü yeniden ideoloji olur.

İdeoloji olan köprüden geçilir ama ülke yorulur. Yorulan ülkede finansman modeli değişmez, yalnızca adı değişir. Ad değişince aynı hesap 10 yıl sonra yeniden açılır. Açılan hesap yine aynı soruyu sorar. Soru değişmezse ders alınmamış demektir.

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Sitemizin devamlılığı için lütfen reklam engelleyicinizi kapatın